Hamdun Kassar'ın mürit ve halifelerinden Ebu Muhammed Abdullah bin Münazil her şeyi hoş görür,herkese hoş görü ile muamele ederdi amma melamiliğin sünneti Peygamberi ile varolduğuna inanır ve bunu sık sık tekrar ederdi. "- Yüce Tanrı ziyan ettirmeye yakalatmadan hiç kimse farzları ziyan etmez ve bidatlere de tutulmak üzere olmadan hiç kimse de sünnetleri ziyan etmek vebalini yüklenemez... Bir kimse,Peygamber aleyhisselamın sünnetini terk ederse,bil ki,o kişi farizayı da terk eder. Sünneti terk eden mübtedi ise tamu iti olur." derdi.
Nişabur'da yaşayan ve orada faziletin örneği olarak ömür süren BİN MÜNAZİ'in bütün sözleri hikmetti ve halk onu dinlemekten sonsuz haz alırdı.
"- Vakitlerin yekreği odur ki nefs,senin üzerine galip olmaya. Vaktlerin şomlusu odur ki nefsine mağlup olmasın." "- Ben şol kişiye taacüb ederim ki hayadan söz söyleye, Tanrı'dan utanmaya." "- Fakr, dünya ve ahiretten kesilip Tanrı'yı istemektir." "- Kul kendine hizmetkar isterse, ipi elden verir kulluk hududundan çıkar." "- Malum ola ki istiğfardan yekrek makam yoktur." İbni Münazil 950 yılında Nişabur'da öldü. Vefat olayı şöyledir. Bir gün kendisini ziyaret eden bir dostu (Senin imanın dürüst ve akıbetin hayırdır) dedi. Bu sözü tevekkülle dinleyen Abdullah bin Münazil; (- İmdi bundan böyle bana dirlik gerekmez) diyerek düştü ve o anda ruhunu Allah'ına teslim etti.
Kaynak: İslâmda Melâmiliğin Tarihi Gelişimi. Yusuf Ziya İnan. Bayram Âşık Yayınevi. İstanbul 1976. S: 48,49

